LAZER VE IPL CİHAZI SEÇERKEN NELERE DİKKAT ETMEK GEREKİR? BÖLÜM 2

DALGA BOYU

Kılda ışık/Lazerle epilasyon sağlayan renk maddesi: Melanin. 400-700 nanometre dalga boyları arasındaki ışığı insan gözü 7 renk ve bunların karışımları olarak algılayabiliyor. Bunun nedeni, maddelerin ışığı emerek, bir ya da birkaç dalga boyunu yansıtmaları. Gözümüz, yansıyan bu ışığı belli bir renk olarak görüyor.

400 nm altı morötesi, 700 nm üstü, kızılötesi. Bunları göremiyoruz. Ancak melanin bunları da emebiliyor.

Melanin, dalga boyu kısa olan ışığı seviyor. Bu nedenle solaryumlarda 400 nm’den küçük ultraviyole ışınları kullanılıyor. Bu dalga boylarını epilasyonda kullanamıyoruz, çünkü deride de melanin var, ışık daha kıla ulaşmadan deri tarafından emiliyor. Bu durumda kıl sağlam kalırken deri yanıyor

Dalga boyu 700’e yaklaştıkça, melanin’in ilgisi azalıyor. Bu nedenle bu dalga boyunda ışık, deriden geçebiliyor ve kıla ulaşabiliyor. Ancak, bunun da bir sınırı var. Dalga boyunu çok uzatırsak, kıla da etki etmiyor.

Sınır nerede? Hangi dalga boyunu kullanalım? Bunlar deneylerle araştırılıyor. Deneyden maksat, insanda ne sonuç vereceğini kestirmek. Bazı öngörülerle cihazlar piyasaya çıkıyor. Ancak en gerçek sonuç insanda kullanılınca belli oluyor.

Günümüzde dünyada epilasyonda en çok kullanılan sistemler belli: Ruby 690, Alex 755, diyodlar (800, 810, 940) Nd:YAG 1064, ve IPL sistemleri 500-1200 arası her yerde olabiliyor.

IPL sistemleri, 1990’lı yılların sonlarına kadar 500-1200 nm arasında üretildi. Cilt ve kıl rengine göre kısa dalga boylarını atan filtrelerle çalıştılar. Bu sistemlerle oldukça başarılı epilasyonlar yapıldı. Ancak bu günkünden daha yüksek fiyatlı cihazlarla ve çok pahalıya yapılan bu uygulamalarda bu gün kabul edilemeyecek oranda yan etkiler ve ağrılar da yaşandı.

2000’e gelinirken, bazı araştırmacılar 1200nm’ye yakın uzun dalga boylarının, epidermiste (derinin en üst tabakası), beklenenden fazla emildiğini fark ettiler. Bunun sebebinin epidermisteki su olduğuna karar verildi. Gerçekten de epidermis %70 sudan ibarettir. Derideki melanin fazla emmesin düşüncesi ile uzun dalga boylarını seçiyoruz, ama bir sınırı aşınca melanin değil su devreye giriyor. Işığın bir kısmı, kıla ulaşmadan, epidermisteki su tarafından emiliyor.

Işık kaynağı lambalar, suya gömüldü. Suyu seven dalga boyları, içerde su tarafından tutuldular. Cihazdan çıkan dalga boyunun, 950’yi aşmadığı görüldü. Bu cihazlarla, ağrı ve yanık gibi yan etkiler birden çok azaldı. Bu olayların özeti de aşağıdaki şeklide yapılabilir: Epidermisteki melanin ışığı emmesim istiyoruz.  Melaninin sevmediği uzun dalga boylarını tercih ediyoruz. Ancak dalga boyu uzadıkça, bir noktadan sonra, epidermisteki su da ışığı emiyor. Bu lüzumsuz etkiyi ortadan kaldırmak şarttır.

2. Modern çağdaki IPL cihazlarında, 950-1000 nm üzerinde ışık olmamalıdır.

Bu da yeni bir gelişme değildir. Olmazsa olmazlar arasına gireli on yılı geçti. Maksimal dalga boyu 1200 olanlar, ilk sistemlerdir. IPL’nin mucitleri bile bu dalga boylarını bıraktılar

IPL cihazında, 1200 nm üzerinde ışık olmamalıdır,
bu özellik olmazsa olmaz bir özelliktir ve
yeni değildir dedik:

Daha yukarıda değindiğimiz gibi, bu ilk üretilen IPL cihazları, bu günkü fiyatların iki katına satıldı. Sonuçlar başarılı oldu. Ancak uygulamalar, nerede ise ameliyat parası kadar pahalıya yapıldı. Bu kadar para ödeyenler de oldukça ağrılı ve yanıklı uygulamalar satın aldılar. O günkü en modern teknoloji, bu fiyata bunu verebildi.

Üstelik bu gün fazla bulsak dahi o zaman için kabul edilebilir bulunan ağrı ve yan etkilerden kurtulmak için operatörlerin çok ustalaşması gerekiyordu. Hastanın kılına, cildine göre filtre değiştirmek, atış gücünü, süresini, atış aralıklarını ayarlamak, test atışları yapıp beklemek çok karmaşık ve zor öğrenilen uygulamaydı. Bu gün bunların çoğunun ya hiç gerekmediğini, ya da o kadar önemli olmadığını anlıyoruz. Modern teknolojinin üstünlüğü burada yatıyor.

Günümüzde, bazı uzak doğu firmaları, 1993 yıllarında üretilen ilk IPL cihazlarının taklitlerini üretip satıyorlar. Aslında bu cihazlar pekala o cihazlar kadar iş görebilir. Ancak bazı sorular var:
–    Kalite var mıdır? İkide birde arıza yapar mı?
–    Güvenilir midir? Çıkışta verilen güçler, atış süreleri, atış aralıkları ekranda yazdığı gibi midir? Yoksa daha yüksek ya da düşük olabilir mi?
–    Yedek parça sağlanacak mıdır?
–    Üreticisi kimdir? Çin’de birçok satıcı ve hatta fabrikanın, şekli, özellikleri rengine kadar aynı cihazları sattığını görüyoruz. Gerçek üretici hangisidir, arkasında kim var? Kalitenin ve emniyetin sorumluluğunu kim üstlenecek?

Tüm bu soruların cevabı belirsiz. Öte yandan biz, buz dolabı fiyatına bir cihaz almıyoruz, araba fiyatı ile kıyaslanacak fiyatta bir cihaz alıyoruz. Bu soruların cevabından mutlaka emin olmak gerekir.

Tüm bunların cevaplarından emin olduğumuzu varsayarsak, tekrar söyleyelim, bu cihazlarla gerçekten iş görülebilir. Ancak verilecek hizmetin tasviri, aşağıdaki gibi olacaktır:

– Uygulama yaptığımız insana pahalı bir hizmet sunuyoruz. Bu fiyata, her atışta acıdan sıçratarak, buzla idare etmeye çalışarak epilasyon yapacaksınız. Bunu kim kabul eder? Yakında bir başkası modern bir sistem kullanıyorsa, fiyat düşürmek bile sizi kurtarmaz.

– 2000 öncesi yıllarının lazer epilasyon uygulamalarındaki yan etki oranları da artık kabul edilmiyor. Yüzün su toplaması, açık veya koyu renkli leke kalması, kabuklanmalar ancak binde bir olabilir.

Bunu sağlayamazsanız da, o yıllardaki %5-15 rakamlarının üzerine çıkmamanız lazım. Bu sonuçlara ulaşabilmek için operatörünüzün, defalarca ders dinleyip aylarca tecrübe kazanması gerekiyor. Bu esnada ya yan etkide %50’ye çıkacaksınız, ya da düşük dozlarla çalışıp, sonuç alamayacaksınız. Unutmayın, yine pahalı bir fiyatla hizmet veriyorsunuz: Fazla öde, canın yansın, bir de yanık-leke-kabuklanma olsun. Ya da yanık olmasın ama düşük dozla hem canın yansın dursun, git-gel sonuç görme. Tabii ki bir çok insan şikayet edecek, bıkacak, kaçacak.

Sonuç: Uzak doğulular, modern cihazları taklit etseler, “belki” rağbet edilebilir, ama taklit ettikleri sistemler bile açıkca demodedir.

Not: 950 nm sistemler üreten uzak doğu firmaları da var, ancak bunu suyla değil filtre ile yapıyorlar. Acaba fitrenin tuttuğu ısı nereye gidiyor? Bu cihazların üretimi sadece taklide değil, araştırmaya da dayanmalıdır. Filtre kullanmayı IPL mucitleri bilmiyor mu? Bu da başka bir konu olarak işlenecek.